| |
|
Kİmler Sİtede |
|
Şuanda 11 misafir bağlı |
|
Sİte sayacI |
| Bugün | 30 | | Bu Hafta | 486 | | Bu Ay | 275 | | Toplamda | 54955 | |
|
En güzel Boyabat resimlerini görmek için tıklayın.
| BOYABAT TARİHİ Bilinen en eski geçmişi 2700 yıl önceye (MÖ. 600-700) dayanan Boyabat, bir çok medeniyet ve uygarlığın hükmüne girmiş ve onların uygarlığına şahitlikte bulunmuştur. Paflagonyalılarla başlayan tarihi Hititler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların medeniyetini tanıdıktan sonra yaklaşık olarak 1100’lü yıllarda Türklerin eline geçmiş Küçük beylikler dışında Selçuklular ve Osmanlılar gibi iki büyük imparatorluğa da ev sahipliği yapmıştır. |
İlçemiz ismini en kuvvetli görüşe göre “uzun ova” anlamına gelen “boy” ve “abat” kelimelerinin birleşiminden alır. Kurulduğu yer bütün ovaya hakim bir tepenin üstüdür ve İç Anadolu’nun Karadeniz’e ulaşmak için veya doğudan batıya geçmek için kullanılan bir yolun üzerindedir. Nitekim Hanönü ve Durağan’da bulunan ve Boyabat’ta ise 1925 yılındaki yangında tamamen yıkılan “taşhan” bu sözlerimizin destekleyicileridir. Buraya yerleşen medeniyetler bölgemizin önemini anlatmak istercesine kartal yuvasına eş kale yapmışlar; bazen Ferhat gibi kayaları oyup kendilerini korumak için tüneller açmış; bazen kilometrelerce ötelerden suları getirmek için su yolları kazmışlar, kemerler kurmuşlardır. Dağı taşı nakış nakış işlemişler, ölülerini ölümsüz kılmak için onlara kayaları oyarak veya taşlarla örerek mezarlar yapmışlar, hanlar, hamamlar, Cuma camileri kurmuşlar; toprağa gömdükleri büyük topraktan testilerle buğday ambarları oluşturmuşlar ve bu işleri de bugünkü ustalara meydan okurcasına hassas ölçülerle, estetiğe uygun olarak gerçekleştirmişlerdir. Böylece “biz de bir zamanlar buralardaydık ve ismimizi kazıdık” diye dimdik ayakta, asırlara haykırmaktalar. | 
| | Bölgeye yerleşen Türkler de her aradıkları ihtiyaçlarını karşıladıkları için buradan ayrılmayı düşünmemişler ve yazın yaylalarda, kışın kışlaklarda yarı göçebe hayat sürdürmüşlerdir. Burada bulunan birçok yerleşim yerinin adı aynı zaman da Anadolu’da bulunan aşiret ve cemaatlerin ismi ile aynıdır. Boyabat Ovası içinde zamanla yerleşik hayata tamamen geçip ova, orman ve dağ köylerini oluşturmuşlardır. Her ne kadar yerleşik hayata geçilmiş desek de Kargı yaylalarına göç eden köylerimiz hala bulunmaktadır. Bu da kültürümüze ayrı bir güzellik ve zenginlik katmaktadır. |  | Yerleşik hayata geçmemiz öyle çok kolay olmamıştır. Nasıl çadır sökülüp götürülebilirse, ilk yaptığımız “kandil ev” denilen ağaç-geçme evlerimizi de sökülür, taşınır şekillerde yapmışız. Bu evlerde çok az çivi kullanılır, ev direkler üzerinde durur ve direkler büyük kayaların üzerinde oturtulur. Hala birçok köyümüzde kandil evler mevcuttur. Bu evlerin planları hep aynıdır. Amaç daha çok, kalaslara göre biçimlendirildiği için estetikten ziyade kullanım rahatlığı ön plana çıkmıştır. Böyle kandil denilen kalaslarla bir çok camiler ve köy odaları yapılmış ve sanatın güzellikleri buralarda insanların beğenisine sunulmuştur. Yerleşik hayatımızın en güzel örnekleri Bağdadî evlerdir. Bu evler Boyabat’ın merkezinde ve yakın çevre köylerinde bulunur. Diğer yerleşim yerlerinde fazla bulunmaz. Bağdadi evler, iki veya üç katlıdır. Temelleri harç kullanılarak ve taş örülerek yapılır. Üst katlar ve katlar arası bölümler kalaslarla birbirinden ayrılır. Katlar arasını bölen kalaslar alttan ve üstten tahtalar çakılarak bir katın tavanı oluşturulurken diğer katında tabanı oluşturulmuş olur. Bölümlerin arası ve dış yüzeydeki kalasların üzerine aralıklı çıtalar çakılır ve çıtaların arası boş bırakılarak “Alaturka Sıva” da denilen kireçli kıtıkla sıvanır. İşte bu evlere “Bağdadi ev” denir. Eğer bölümleri ayıran kalasların arası kerpiçle doldurulursa –ki bu evlerde çıta kullanılmaz- bu evlere “Dolma evler” denilir. Dolma evlerde kerpiçlerin dışına samanla katılarak yapılan bir çeşit sıva yapılır. Çatısı genelde basık bir piramit şeklindedir ve çatıda “kedilik” denilen çatıya çıkış bulunur. Planları kandil evlerin tersine, yapan ustaya ve evin yerine göre değişebilir. İç kısımda kapılarda, yüklük denilen dolaplarda, tavanlarda, taslıklarda ve dış kısımlarda pencerelerde, kapılarda ve çıkmalarda süsler bulunur. Bazı evlerin çıkmalarının üst kısmında desenler ve yazılar da bulunabilir.  Tarihi evlere Şıh, Gökdere, Zincirlikuyu, Çaymahallesi, Erenlik ve Yenimahalle’de rastlamaktayız. Şimdilerde bu evleri pek azı kullanılabilir durumda ama bir çoğu geçirdikleri o mutlu günlerin anılarını içlerinde saklayarak yıkılacakları günü hüzünle beklemekteler.
Şu da var ki ve ne yazık ki Boyabat halkı bu mirası koruyamamış veya koruması gerektiğinin farkına bir türlü varamamıştır. Bekir Paşa Suyuna ait tespit edebildiğimiz yirminin üzerindeki çeşmeden bugün sadece ikisi mevcuttur. Diğerleri kitabeleriyle birlikte yok olmuştur. Evlerimizin birçoğu ya yangına teslim olmuş veya bakımsızlıktan terkedilmiş, yıkılacağı günü beklemektedir. İlçemizin her tarafı define arayıcıları tarafından kazılmakta, tarihi eserlere zarar verilmektedir. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Halkımızı daha bilinçli olmaya, daha bilinçli davranmaya, insanlık tarihine sahip çıkmaya ve onun yok olmasına müsaade etmemeye, çaba göstermeye davet ediyoruz. Unutmayınız ki yarın evlatlarımız bir gün bizden bunun hesabını soracaklardır. Gelin savunmamızı şimdiden hazırlayalım. Hazırlayan: Mehmet Nuri YILMAZ Boyabat Anadolu Öğretmen Lisesi
|
|
|
|
|
|